Reklamı Geç
YAZARLAR
YAŞLI BİLGE DİYOR Kİ...
Sedat KAYA
12 Mayıs 2026 - Salı 09:32
Ben, Girit’in güneşle yıkanmış topraklarında, Kavousi köyünün yamacında kök salmış bir hafızayım.
İnsanlar rakamlarla aramdaki bağı ölçmeye çalışıyor; 3 bin 300 yıl geçtiğini söylüyor kulaktan kulağa.
Oysa ben saymayı, ilk gümüş yaprağım rüzgarla tanıştığında bıraktım.
​Ben filizlendiğimde, Ege’nin suları henüz Tunç Çağı’nın kızıllığıyla çalkalanıyordu.
Knidos, kayalıklarında o mağrur görkemine gebe bile değildi.
Bodrum’un yerinde Halikarnassos’un taşları henüz üst üste konmamıştı.
Efes’te Artemis için mermer sütunlar yükselmiyor, Milet limanına dünyanın dört yanından gemiler yanaşmıyordu.
Smyrna’nın körfezinde henüz tüccar çığlıkları yankılanmıyor, Bergama’nın tepelerinde krallar kütüphaneler kurmuyordu.
Troya’nın surlarında savaş naraları henüz göğe savrulmamıştı belki.
Ne Roma’nın yedi tepesinde kurtlar uluyordu, ne de İstanbul’un yedi tepesinde kubbeler yükseliyordu.
Belki Homeros, o kör ozan, rüzgarın yapraklarımdaki hışırtısını dinlemeden çok önce; destanlar henüz dillerde değil, toprağın sessizliğindeydi.
Köklerim sadece toprağa değil, zamanın amansız akışına tutunuyor.
Ben, yerin yedi kat altına uzanan parmaklarımla kadim sırları topluyorum.
Kaç sarsıntıda yeryüzü altımdan kaydı?
Kaç kılıç şakırtısı barışın sessizliğini böldü?
Kaç nesil, kederini benim sert kabuğuma yaslayıp gölgemde teselli buldu?
​Hatırlamıyorum...
Çünkü benim zaman algım, bir insanın nefesi kadar kısa değil.
İnsan değişti; kibriyle göğe yükseldi, hırsıyla diplere çöktü.
Devletler, birer kum şatosu gibi dalgaların altında kaldı; limanlar sessizliğe gömüldü.
Ama ben, gümüş bir zırh gibi kuşandığım yapraklarımla buradayım.
​Akdeniz’in gerçek ruhu, mermer sütunlarda veya unutulmuş saray harabelerinde değil; benim damarlarımda akan o acı ve kutsal özsu ile yaşamaktadır.
Bugünün telaşlı insanı, ekranların ışığında dünyayı fethettiğini sanırken; ben binlerce yıldır sessizliğin en büyük zafer olduğunu kanıtlıyorum.
Çünkü insan "sahip olmaya" çalışırken yok olur; oysa ben sadece "var olarak" her şeye sahip oldum.
Bugün, beton şehirlerin yorgun ruhlarına bakıyorum da; kökü olmayan her şey rüzgarda savrulmaya mahkumdur.
Ben ise hala ayaktayım; çünkü ben sadece bir ağaç değil, zamanın yeryüzündeki imzasıyım.
Adınız
Yorumunuz
Hiç yorum yapılmamış.

Diğer Yazıları

ANNE
DALGA DALGA BÜYÜYEN BİR SELAM
BİR SİSTEM NASIL ÇÖKER? MACARİSTAN ÖRNEĞİ